Hani “Radyasyondan Kaçan Adam” Vardı Ya

Nükleer santrali olmayan bir ülke, 1998’de bir hurdacı dükkânında nükleer faciayla karşılaştı. Başrolde Kobalt-60, canlı yayın ve kayıp bir reaktör vardı.

İkitelli’de bir hurdacı

Aralık 1998’de, İstanbul İkitelli’deki bir hurdacı Türkiye’yi ilk kez ciddi bir nükleer tehlikeyle karşı karşıya getirdi. Kanser tedavisinde kullanılan bir cihazın güç kaynağı, korkunç bir ihmal zincirinin sonunda hurdacıya ulaşmıştı.

Televizyonlar olay yerinden canlı yayın yapıyor; yorumcular “Nükleer santralimiz bile yok ama nükleer faciayla karşı karşıyayız” diyordu. Çocukluk hafızama radyasyonlu çekirdeği çubukla itip sonra kadrajdan koşarak çıkan insanlar böyle girdi.

Kobalt-60 ve unutulan reaktörler

Başroldeki izotop Kobalt-60’tı. Kanser tedavilerinde kullanılan kaynakların belirli bir kullanım ömrü vardı ve güvenli biçimde değiştirilip saklanmaları gerekiyordu.

İşlevsel ömrü bitmiş iki reaktör bir depoda unutuldu. Depo başka bir firmaya kiralandığında yeni kullanıcılar içeride buldukları cihazları hurdacıya sattı. Hurdacılar reaktörlerden birini parçalayıp aktif kaynağı elleriyle çıkardı.

Gıda zehirlenmesi sanılan radyasyon

Çalışanlar kusma ve baş dönmesiyle hastaneye başvurduğunda önce gıda zehirlenmesi teşhisiyle evlerine gönderildi. Ertesi gün reaktöre elini sokan kişinin eli kızarıp yanmaya başlayınca bile parçalama işi sürdü.

Belirtiler ağırlaşınca radyasyon zehirlenmesinden şüphelenildi, hurdacı karantinaya alındı ve olay haber merkezlerine ulaştı. Kurşun kalkanlı vinç sistemleri kurularak çekirdeklerden biri güvenli biçimde alındı.

Diğer reaktör hâlâ kayıp

Kazanın bedelini hurdalıkta çalışan insanlar sağlık sorunlarıyla ödedi. Bu facia, daha büyük bir olay yaşanmadan önce kurumların radyasyon senaryolarını ciddiye almasını sağladı.

Fakat hikâyenin sonundaki soru yerinde duruyor: İki reaktörden yalnızca biri bulundu. Diğerine ne oldu? Aradan yıllar geçti. Dosyanın en ürkütücü kısmı hâlâ o boşluk.